<?xml version='1.0' encoding='UTF-8'?><?xml-stylesheet href="http://www.blogger.com/styles/atom.css" type="text/css"?><feed xmlns='http://www.w3.org/2005/Atom' xmlns:openSearch='http://a9.com/-/spec/opensearchrss/1.0/' xmlns:georss='http://www.georss.org/georss' xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'><id>tag:blogger.com,1999:blog-3582014319381139293</id><updated>2011-04-21T15:44:05.255-07:00</updated><title type='text'>İNSAN KAYNAKLARI YAZILARI</title><subtitle type='html'></subtitle><link rel='http://schemas.google.com/g/2005#feed' type='application/atom+xml' href='http://fyalcin.blogspot.com/feeds/posts/default'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3582014319381139293/posts/default?max-results=100'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://fyalcin.blogspot.com/'/><link rel='hub' href='http://pubsubhubbub.appspot.com/'/><author><name>FUAT</name><uri>http://www.blogger.com/profile/16951063919951167137</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_DcLSyaOkcUk/SoWVdRLH6HI/AAAAAAAAADs/qKT0kYirqlk/S220/fuat7.jpg'/></author><generator version='7.00' uri='http://www.blogger.com'>Blogger</generator><openSearch:totalResults>6</openSearch:totalResults><openSearch:startIndex>1</openSearch:startIndex><openSearch:itemsPerPage>100</openSearch:itemsPerPage><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3582014319381139293.post-6529060593994051091</id><published>2008-07-06T22:45:00.000-07:00</published><updated>2008-07-06T22:46:20.678-07:00</updated><title type='text'>ŞU ÜNLÜ STRES ...</title><content type='html'>Stresi ne yapmak istersiniz? Bu sevimsiz   kavramı  bir düşünün  bakalım. Bununla başa çıkmak mı istersiniz  , yoksa onu yönetmek mi?  Ya da ondan kaçınmak mı istersiniz  yoksa   onu yok etmek mi ya  da  tümüyle  silmek mi, yok saymak mı?&lt;br /&gt;       Gazetelerde   dergilerde  stres karşısında neler yapılacağını çokça gördüğünüzü ve okuduğunuzu varsayarak size  bu konuda  değişik bir şeyler söylemek istiyorum.  Stres elle tutulan bir  nesne değildir, yönetilecek bir   süreç gibi görünse de  bu  aldatıcı olabilir  çünkü o bir algıdır. Algılarımız   değişebilir, değiştirilebilir.  Dahası algılar olgulara bağlı olmayıp kişiden kişiye farklıdır. Yağmur yağınca   yanınızdaki kişi de  sizinle beraber  ıslanır( ikinizin de  şemsiyesi yoksa)  ama aynı  anda aynı olaya maruz kalan  iki kişiden biri stresi kucaklarken  diğeri aynı derecede etkilenmeyebilir. Çünkü onun algısı farklıdır.&lt;br /&gt;      Üzüntü,  mutluluk , çöküntü, pes etme heyecan gibi ruhsal durumlar aslında bir enerjinin dışa vurumudur. Aslolan bu enerjiyi nereye nasıl yönlendirdiğimizdir.&lt;br /&gt;Olan veya gelişmeye başlayan olaylara karşı çıkıp direnç göstermeye başladığınızda  yanlış düğmeye basmış oluruz. Bir yandan  sahaya çıkıp mücadele ediyor görünmenin verdiği aldatıcı   meşguliyet hissi bizi tatmin eder görünürken, biz elimizde kılıç ve kalkanla  başka bir dünyaya  karşı savaşa   başlamış oluruz. Eğer stres bir düşmansa  bu kabul öncelikle  onun varlığını tanıma anlamına  gelir ki, bu yanlış algılamamızın açık bir kanıtıdır. Siz onu düşman  görünce o da kılıcını  çekecektir ,hiç merak etmeyin. Çünkü  hayattaki bir çok şey  gibi  stres de bizim dünya aynamızdır. Biz ona  kılıcı batırınca o da bizi acıtacaktır.&lt;br /&gt;Peki ne yapalım  diyorsanız  bakın size  öneriler.&lt;br /&gt; Öncelikle  algınızı   seçin. Sonra dünyanın içinde  ve her şeyle beraber olduğumuz gibi, adını söylemeyelim , algıladığınız o olay ile birliktesiniz.  Yani o sizin dışınızda  değil.  Tek ve aynı bütünün  parçasıyız.  Hologram resimleri gibi. Bunu böyle kabul edin.&lt;br /&gt;Daha sonra  sizi  üzen düşünce ve duyguyu uçurun  evet evet gönderin. Söylemesi kolay  değil mi? Ama   eğer iyi olacağınızı biliyorsanız ilaç  içmez misiniz?Acı da olsa   acıtsa da  ilacı alın. Zor olanı yapın ve onu uçurun. Düşünce ve duygularınız sizin kontrolünüzde değilse kimin kontrolünde olacak? O zaman onu uçurmanın size özgü yollarını bulabilirsiniz.&lt;br /&gt; Başka bir yol da   nefesinizi düzenlemektir. Nefes, evreni içinize çekmek demektir.  Evrenin tüm  iyilik dolu ve şifalı  enerjisini içinize  çekin ve  içinizi  temizleyin.  Bu eylem  aynı zamanda dünya ile bütünleşmenizi perçinleyecektir.&lt;br /&gt; Bir başka yol  sizi  üzen dış olaylar karşısında duruşunuzu  seçmenizdir. Bunların karşısında siz bir kurban mı olacaksınız?( ahlar vahlar ağlamalar yakınmalar  vb)&lt;br /&gt; Bu duruşu  seçin ve stresinizi güle güle kullanın.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Stresle başa çıkmanın size söyleyeceğim son yolu havuz problemidir.&lt;br /&gt;Doğru okudunuz, orta okulda üstten  dolan ve alttan boşalan  havuz problemlerini ve bu havuzları düşünün. Bu havuz sizin hayatınızdır. İçindeki  su ise  sizin hayat enerjinizdir. O bazılarının sevimsiz veya zor bulduğu aşağıdan havuzu boşaltan delikler ise enerji kayıp noktalarıdır. Sizin enerjinizi tüketen noktaları biliyor musunuz ? Hadi sayın bakalım. Havuza su doldurmak yetmez , kaçakları engellemek gerekir.  Kaçakları engellerseniz muhtemel stres kaynaklarını bertaraf etmiş olursunuz. Bunlar neler mi? Sizi  üzen kızdıran  ama hala tahammül ettiğiniz kişiler , mekanlar, davranışlar,  enerji kaçaklarıdır.&lt;br /&gt; Ya bunları  şimdi kesersiniz ya da  Stresiniz  hayırlı olsun.Eğer burada söylenenleri  uygulamak istemezseniz siz onu çok seviyorsunuz demektir.  Onu  hiç yanınızdan ayırmamayı seçtiniz , adrenalin  falan diyerek kendinizi kandırmayın. Müstakbel eşinizle  mutluluklar.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3582014319381139293-6529060593994051091?l=fyalcin.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://fyalcin.blogspot.com/feeds/6529060593994051091/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3582014319381139293&amp;postID=6529060593994051091' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3582014319381139293/posts/default/6529060593994051091'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3582014319381139293/posts/default/6529060593994051091'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://fyalcin.blogspot.com/2008/07/u-nl-stres.html' title='ŞU ÜNLÜ STRES ...'/><author><name>FUAT</name><uri>http://www.blogger.com/profile/16951063919951167137</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_DcLSyaOkcUk/SoWVdRLH6HI/AAAAAAAAADs/qKT0kYirqlk/S220/fuat7.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3582014319381139293.post-3836402681486141725</id><published>2008-06-15T20:58:00.000-07:00</published><updated>2008-06-15T20:59:28.775-07:00</updated><title type='text'>SİZ HİÇ PENALTI KAÇIRDINIZ MI?</title><content type='html'>SİZ HİÇ PENALTI KAÇIRDINIZ MI?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kısmınızda  , veya şirketinizde çalışan bir kişi  işten ayrılmak istediğinde  ne düşünürsünüz?&lt;br /&gt;n  aman boşver nasıl olsa  yeni birisini buluruz&lt;br /&gt;n  zaten  çok iyi değildi performansı&lt;br /&gt;n  hemen  personel ,pardon İK kısmına  haber verelim bulsunlar birini&lt;br /&gt;n  gitmek isteyeni tutmayacaksın birader&lt;br /&gt;n  aman rakibe  falan  gitmez inşallah&lt;br /&gt;n  nereden bulmuştuk bu adamı  biz?&lt;br /&gt;n  ya  gene mi adam  arayacağız?&lt;br /&gt;n    ne kadar  zor bu insanları anlamak&lt;br /&gt;n  eğit, yetiştir  sonra  çekip gitsinler , nankör kardeşim bunlar&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İster böyle  düşünün isterseniz  daha sağduyulu yaklaşın , her halde bir sorunla karşı karşıyasınız. Ama  böyle düşünmek istemeyinlerdenseniz doğru yerdesiniz, bu kitabı okumakla doğru seçimi yaptınız.&lt;br /&gt;Siz bunları düşünürken gelin ben sizi insan kaynakları  seçme  ve yetiştirme olgusunun başka bir köşesine götüreyim .&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gazeteler  arada bir  yazar, insan kaynakları dergi ve eklerinde  arada sırada ama hiç bitmeden  bir köşede anlatılır, yeni çıkan  ve  bir çok kişi tarafından ziyaret  edilen  insan kaynakları internet  sitelerinde  muhakkak değinilir , dergiler  ekler dağıtırlar ve bu konuya   ne kadar   önem verildiğini  anlatırlar; başlıklar  halinde  ya da  özel makalelerle  konu herkesin aklına yerleştirilmek istenir.  Normal olarak yazılan ve anlatılan  konunun bu kadar yayın organında  görülmesi konunun önemine işaret eder.  Bunları okuyunca  normal tepkimiz  “eh tabii ne kadar   önemli bir konu mutlaka her iş başvurusunda bulunan kişi bu noktalara dikkat etmeli” olur. Sözünü  ettiğim konu “iş  başvurularında ve mülakatlar sırasında neler yapmalı,   nasıl davranmalı?” konusu.   Özgeçmiş yazmak , kendinizi yazılı olarak   düzeyli ve anlaşılır bir  şekilde ifade etmek  birinci ve gerekli bir koşuldur ama yeterli değildir. Esas işe alınıp alınmamanıza karar verilecek olay görüşme veya  mülakattır. Bu  kadar çok  değinilmesine  rağmen bazı insanların hala bu  önemli buluşmada  kritik  hatalar yaptığına inanıyorum.&lt;br /&gt;   Geçenlerde  iş sahibi bir arkadaşım beni aradı ve  bir  pazarlama müdürü  aradığını, adayların mülakata geleceğini  söyledi ve benim de  mülakatta bulunmamı rica etti.  Uzun yıllardır  iş hayatında bulunduğumu ve bir çok işe alma işlemi gerçekleştirdiğimi bilerek benden  kendisine karar verme konusunda yardımcı olmamı istedi, ben de seve seve kabul ettim. İki   günde yedi kişi ile görüştük. Adayların hepsi yüksek tahsilli  idi , hepsi iyi derecede  yabancı dil biliyorlardı. Deneyimleri ise çeşitli idi.  Kağıt  üstünde ön elemeyi geçmişler ve  görüşmeye davet edilmişlerdi. Adayların  çoğu  aynı hataya düştüler. Anlattıkça anlattılar. Sorduklarımıza  yanıt verirken   sormadıklarımıza da yanıt verdiler, hem de uzun uzun. İlgili ilgisiz bir çok şey anlattılar. Bir  tanesine işinden neden ayrıldığını sorduk ,kısaca “ çalışma ilkelerimiz uymuyordu anlaşamadık” deyip geçmek varken eski işi ve işvereni ve anlaşmazlık konuları hakkında uzun uzun bilgi verdi.  Ben müdahale edip  “anlaşamadınız yani”  deyip konuyu değiştirmesem kimbilir neler anlatacaktı. Bir diğeri varsayımsal  anlatımlara girdi bir  başkası bize   pazarlama kitaplarında kolayca bulunabilecek  konuları ders olarak anlatmaya  çalıştı. Hele biri vardı ki ben de arkadaşım da görüşme sonrası bu kişinin ne kastettiğini anlamak  için   birbirimize ayrıca  sorular sorduk. Aday bize bazı özel isimlerden söz ediyordu ve bu şahsı tanıdığımızı varsayıyordu, oysa bu şahıs  ne  sanayi alanında  yaptıkları  ne de herhangi başka bir özelliğinden dolayı toplum içinde tanınan bir kişiydi. Aday bize bu şahsa ne dediğini, neler söylediğini anlattı durdu yok durmadı bir sürü şey anlattı. Bu arada dile getirdiklerini  bana ve arkadaşıma  hiç duymadığımız bazı  kavramlarla anlatmaya çalıştı. Bir diğer aday hızını alamadı tuttuğu takımın yenilgisine ne kadar üzüldüğünü anlattı. Başka biri ise yöneticilik dersi verdi. Bir diğeri ise çalıştığı şirketi öyle  anlattı ki biz ikimiz hiç bir şey anlamadık, şirketin ne ürettiğini ve pazarladığını anlamadık. Şirketin adını hiç duymamıştık, tabi bu olabilirdi ama  bize tanıtıcı hiçbir şey anlatmadan ne kadar muazzam şeyler yaptığını  abartarak anlattı. Neden ayrılmak istediğini sorunca da bu şirketten alacağı  çok yüksek bir tazminat olduğunu söyledi. Miktar  bir profesyonel için  gerçekten çok yüksekti ve 25 yıldır  iş hayatında olan benim ,ülkemiz koşullarında duymadığı ve inanamayacağı bir büyüklükte idi. Arkadaşım ve ben  bu şahsa soru sormaktan  vazgeçtik.&lt;br /&gt;  Mülakata  gelenlerin  ortak yönü  dinlemeyi ve soru sormayı bilmeden  son sürat kendileri hakkında konuşmaları idi. Biz hiçbir adaya  karar veremedik , vermedik; bu gelenleri işe almayı düşünmedik bile.  Benim şaşırdığım nokta bu kadar tahsilli insanların  kendilerini hiç tartmadan konuşmaları , ağız freni diye bir şey  bilmemeleri  oldu. İnsanlar kendi geleceklerini ilgilendiren  bu önemli görüşmeye ne kadar  hazırlanıyorlar!&lt;br /&gt;Konuya  başka bir açıdan bakarak iş görüşmelerini ben aslında penaltı atışına benzetmek mümkündür. Herkes  penaltı atışında kalecinin çaresiz olduğunu ve kurtarılması  çok zor olan bir vuruş ile karşı karşıya kaldığını düşünür. Aynen iş istemek için mülakata giden adaylar gibi. Ama bence bunun tersi geçerlidir. Penaltı gol olursa kimse kaleciye bir şey demez ama  vuruşu yapan  golü atamazsa herkes ona öfkelenir. Adayın bin bir engeli aşamaması veya bir çok kişinin arasında seçilen olamaması   daha yüksek bir olasılıktır tıpkı penaltının gol olması gibi. Ama  yapılan seçimin doğru olmaması penaltıyı kaçırmak gibidir. Görüşme sırasında iki taraf ta heyecanlıdır. Kendisine ne kadar güvenirlerse güvensinler her iki tarafın hata yapma olasılığı vardır. Aday hata yapması  sonucunda  işe alınmayabilir, hata yapmasa da işe alınmayabilir , bu halde yeniden iş aramaya devam edecektir. Ama  adaya   çalışma teklifi yaptıktan yani işe  kabul etme kararı verdikten sonra bu kararın yanlış olmasının doğurduğu sonuçların   etkileri  adah ağır  olabilir.&lt;br /&gt; İşe almaya karar verilen kişinin  iş hayatında gerekli performansı gösteremediğinin veya işe uygun olmadığının bir  süre sonra anlaşılması ne kadar acı olur değil mi?&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3582014319381139293-3836402681486141725?l=fyalcin.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://fyalcin.blogspot.com/feeds/3836402681486141725/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3582014319381139293&amp;postID=3836402681486141725' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3582014319381139293/posts/default/3836402681486141725'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3582014319381139293/posts/default/3836402681486141725'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://fyalcin.blogspot.com/2008/06/siz-hi-penalti-kairdiniz-mi.html' title='SİZ HİÇ PENALTI KAÇIRDINIZ MI?'/><author><name>FUAT</name><uri>http://www.blogger.com/profile/16951063919951167137</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_DcLSyaOkcUk/SoWVdRLH6HI/AAAAAAAAADs/qKT0kYirqlk/S220/fuat7.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3582014319381139293.post-8485465766163918324</id><published>2008-06-15T20:35:00.002-07:00</published><updated>2008-06-15T20:36:52.798-07:00</updated><title type='text'>PERFORMANSI NASIL DÜŞÜRÜRÜM?</title><content type='html'>Çalışanlarımızın daha kötü çalışmasını sağlamak elinizdedir. Onlara yaklaşımınızda aşağıda belirtilen dört ana yolla   bu hedefinize kolaylıkla ulaşabilirsiniz.&lt;br /&gt;1.ONU  ŞAŞIRTIN&lt;br /&gt;Sabahleyin erkenden onun yanına  gidin hal ve  hatırını  sorun.  Sonra bir  akşam birlikte yemeğe   çıkın ve onunla ne kadar dostane bir şekilde  anlaştığınızı gösterin. Arada bir yerde  “ iş her zaman yürür aslolan dostluktur”  gibi sözler söyleyin.  Ertesi sabah  onun yerine o gelmeden önce  gidin.  O oradaysa  güzel sözler  söyleyin.  O sizden sonra geldiyse  onun masasına oturun  ve  yabancı gözlerle ona bakın. Profesyonelliğin  işe  hep erken gelmekle başladığını söyleyin.&lt;br /&gt;Akşam  yemeğinden söz etmeye kalkarsa “ iş başka  arkadaşlık başka  “ deyin.&lt;br /&gt; Bunun dışında  başka şaşırtma  hamleleri de  yapabilirsiniz.&lt;br /&gt;2. BASİT EZİYET&lt;br /&gt; Bir gün onu  odanıza çağırın ve ona  hal hatır sormadan bir çok iş yükleyin.&lt;br /&gt;Ne zaman istediğinizi söylemeyin, ne zaman yetiştirebileceğini sormayın. Başka işe  dalın ve onu veya sorularını görmezlikten gelin.&lt;br /&gt;Ertesi gün yanına gidin  ve omzuna  dokunup “hadi bakalım işleri  yapıyorsun” deyin ama  vereceği yanıtı  beklemeyin.  Ertesi gün yemekte    “bitiyor işler  değil mi? “ deyip  hızlıca yanından  geçin. Bir gün sonra odanıza  çağırın ve  işleri sormak yerine  doğrudan hesap  sorun. “Niye bitmiyor bu işler kardeşim?”  diye  hafif bağırmaya   başlayın. Yaptığı şeyleri göstermeye  kalkarsa  acele ile bakın  ve bilmiş tavırla  devam edin. “ Sen anlamıyorsun bunların hepsi bir bütündür,  hepsi olmayınca hiçbir işime yaramaz benim bunlar”.&lt;br /&gt;Sonra olmaz böyle şey gibi  içinizden söylenmeye başlayın ve kafanızı iki yana sallayın.  Son söyleyeceğiniz şey  “kapıyı kapa   da biraz çalışayım” olabilir. Kibar olmanız gerekmez ,kerata haddini bilsin.&lt;br /&gt;3.SİNDİRME&lt;br /&gt;Karşılaştığınızda  ona imalı imalı bakın ve  kafanızı iki yana sallayın.  O merakla bakınca. “Bilmiyorum bakalım   neler olacak “ deyin. “Senin için üzgünüm” ü de ekleyebilirsiniz. Sonraki  günlerde odanıza çağırın ve bu işin böyle yürümeyeceğini söyleyin. Soru soramayacaktır mutlaka, ona gizli bir şey biliyormuşsunuz da söylemiyorsunuz havası verin. Sonra kişiliğine  yönelin ve yaptığı işlerin kendi  kişiliği nedeniyle  kalitesiz olduğunu açıkça belirtin. Bu durumdan   daha çok çalışarak  çıkabileceğini  , onu hep kontrol edeceğinizi  söyledikten sonra , tehdit edin: “ Bu iş böyle giderse  sonucu tahmin edersin herhalde...”  Sonra birden susun  ve şiddetle, gözünüzü ayırmadan gözünün içine  bakın.   Gözünü kaçıran kaybeder. O gözlerini  kaçırmazsa   “ ne oluyor” anlamında  kafanızı  sallayın, konuşmadan. Kaçıracaktır. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;4.İKİNCİ DERECE EZİYET&lt;br /&gt;Birlikte  bir toplantı veya müşteri ziyareti sırasında  onu küçük düşürün  diğer insanların arasında , mutlak bir şey bulursunuz  nasıl olsa. Sudan  olabilir.&lt;br /&gt;Akabinde ona  iyi bir ders verin, işler nasıl  yapılır  diye   bir monolog yoluyla.&lt;br /&gt; Her gün programlı olarak    aynı saatte çağırın ve yaptığı işlerin ayrıntısını sorun.&lt;br /&gt;Sudan bir  şeyi   bahane  edip” neden   bana  sormadan  yaptın?”  diye  azarlayın.&lt;br /&gt;Kendi yetkisini   size  sormadan kullanamayacağını söyleyin.&lt;br /&gt;Bir gün yapmadığı bir işi görünce  veya  her şeyi size sormaya kalkışınca  yakalayıp sıkıştırın.” Kardeşim    her şeyi bana soracaksan    senin   ne yaptığını düşünürüm ben”  deyin acımasız ve sert bir dille.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu ve buna  benzer türemiş  davranışları   arasız ve sırasız   yerine getirebilirsiniz. Emin olun   daha  çok  çalışacak ama  daha az iş üretecektir. Gazanız  mübarek olsun.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3582014319381139293-8485465766163918324?l=fyalcin.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://fyalcin.blogspot.com/feeds/8485465766163918324/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3582014319381139293&amp;postID=8485465766163918324' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3582014319381139293/posts/default/8485465766163918324'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3582014319381139293/posts/default/8485465766163918324'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://fyalcin.blogspot.com/2008/06/performansi-nasil-drrm.html' title='PERFORMANSI NASIL DÜŞÜRÜRÜM?'/><author><name>FUAT</name><uri>http://www.blogger.com/profile/16951063919951167137</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_DcLSyaOkcUk/SoWVdRLH6HI/AAAAAAAAADs/qKT0kYirqlk/S220/fuat7.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3582014319381139293.post-5388942930634853584</id><published>2008-06-15T20:35:00.001-07:00</published><updated>2008-06-15T20:37:32.423-07:00</updated><title type='text'>ÇALIŞAN PERFORMANSINI GELİŞTİRME YOLLARI</title><content type='html'>Yöneticiler ne ister dersem hemen yanıtınız hazırdır. Çalışanların performanslarının artmasını isterler. Siz performans artışı derken bir takım eylemleri ve sonuçları düşünürsünüz ama sizin sözünüzü duyan kişi, yanınızda çalışan veya sizinle birlikte aynı işyerinde bulunan kimseler tam olarak ta aynı eylem ve sonuçları düşünmüş olamazlar, Muhtemelen onların da zihinlerinde bir performans tanımı vardır. O halde Performans artışını biraz daha somut olarak anlatmak gerek sanırım , kalıplaşmış tanımlardan biraz uzaklaşarak. Çünkü soyut kavramlar herkes tarafından aynı şekilde anlaşılmaz.&lt;br /&gt;Aslında yöneticiler iş sonuçlarına bakarlar. Aynen onların amirlerinin yani patronların, hissedarların baktığı gibi. İş sonuçlarına ulaşmak için bir çok şeye ihtiyacınız vardır.Bunlardan en önemlisi de insandır. İnsanların hedeflenen iş sonuçlarını üretmesi çalışmaları yoluyla olur. Çalışmaların yönetimin istediği gibi sonuçlanması için bakın neler gereklidir:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Beklenen sonuçların açık ve net bir şekilde çalışanlara iletilmiş olması.&lt;br /&gt;Ölçülebilir ve zaman bağlı olan ve “bana göre” diye nitelenmeyecek somut hedefler olmalı bunlar.&lt;br /&gt;2.Çalışanlara işlerini yürütmeleri için gerekli ortamın hazırlanmış olması.&lt;br /&gt;İş yeri ,makine, teçhizat bilgisayar prosesler vb.&lt;br /&gt;3. Çalışanlara yaptıkları iş karşılığında bir bedel ödenmesi.&lt;br /&gt;Bu etkenleri hazırlamak yöneticinin veya işveren temsilcisinin görevidir.&lt;br /&gt;Buna karşılık çalışanların da yapacakları şeyler vardır:&lt;br /&gt;1.İş saatlerini tümüyle işlerine adamaları, bedenen ve zihnen orada olmaları&lt;br /&gt;2. İşlerini sevmeleri ve kendi işlerinin sahibi imiş gibi çalışmaları&lt;br /&gt;3.Meraklı ,araştırıcı, problem çözücü, sonuç üretici, olarak işlerini zamanında bitirmeleri.&lt;br /&gt;Gördüğünüz gibi işler karşılıklı , üç üç berabere durumda işveren ve çalışan.&lt;br /&gt;Amerikalılar çok sever böyle sayılarla bir şeyler anlatmayı belki okuyucuya pek cazip geliyordur , bakalım bir sonraki öneri de ne çıkacak diye bekliyorlardır. Siz de başlıktaki yedinici yo ne ola ki düşünüyorsunuz umarım.Yedinci yol ise kazan kazanın olmazsa olmaz şartıdır ve her iki tarafın birlikte yapması gerekli bir eylemdir.&lt;br /&gt;Yedinci yol hava , atmosfer veya akvaryumun suyu gibi nitelendirilebilir.&lt;br /&gt;Tüm çalışanların birlikte soludukları havanın temiz ve besleyici olması gerekir.Bu hava yönetim yaklaşımından , ilkeli davranışlardan başlar, herkesin doğru ve olumlu niyetle çalışması , yapıcı iletişim ve ilişkilerin sürdürülmesi ile yürür ve çalışanların bağlılığından geçerek üstün performansa giden yolun önündeki karları eritir.&lt;br /&gt;Yedinci yolu düşünen her yönetici ve çalışanın birincil görevi havayı, çevreyi temiz tutmaktır.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3582014319381139293-5388942930634853584?l=fyalcin.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://fyalcin.blogspot.com/feeds/5388942930634853584/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3582014319381139293&amp;postID=5388942930634853584' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3582014319381139293/posts/default/5388942930634853584'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3582014319381139293/posts/default/5388942930634853584'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://fyalcin.blogspot.com/2008/06/alian-performansini-berbat-etmenin.html' title='ÇALIŞAN PERFORMANSINI GELİŞTİRME YOLLARI'/><author><name>FUAT</name><uri>http://www.blogger.com/profile/16951063919951167137</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_DcLSyaOkcUk/SoWVdRLH6HI/AAAAAAAAADs/qKT0kYirqlk/S220/fuat7.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3582014319381139293.post-8992084168566480976</id><published>2008-06-15T20:21:00.000-07:00</published><updated>2008-06-15T20:22:20.294-07:00</updated><title type='text'>SESSİZ KAHRAMANLAR</title><content type='html'>İsterseniz onları arayıp bulabilirsiniz, çünkü bir yöneticinin en güveneceği kimseler onlardır. Belki de şirketleri ayakta tutanlar onlardır. Şimdi bu kişileri nasıl bulacağınız düşünüyorsunuz değil mi? Onların alnında bu özellikleri yazmaz, kendilerine özgü bir kıyafetleri de yoktur. Ama onları diğerlerinden ayırt eden özellikleri vardır. İşe gelmemezlik yapanlar kimlerdir? Baskı altında dahi tam iş çıkartanlar kimlerdir? İşleri en iyi şekilde zamanında teslim edenler kimlerdir? Takımın ihtiyacı olduğu zaman ek işler üstlenmeye kim hazırdır? Diğerleri ortada yokken fırtınada yelkenleri açmak üzere güvertede kim bulunur? Sürekli, talimat almak, yol gösterilmesini beklemek yerine yola çıkan ve iş bitiren kimlerdir? Kim sakin ve göze batmazdır ? Yalnız yaptıkları ile konuşanlar kimlerdir? Patron yanıbaşında olmadığı zaman da iyi iş çıkaran, güvenebileceğiniz kimse kimdir? Kim problem yerine çözümler getirmektedir? Kim diğer arkadaşlarına kendilerini geliştirmek üzere yardım etmektedir? Kim kendini geliştirmeye hazırdır? Kim grubun moralini yüksek tutmaya hazırdır? Kısacası ihtiyacınız olduğu zaman yanınızda olan kişi kimdir? Bu insanlara yakın olunuz onlara yalnız şef amir olarak yaklaşmayın, onlara iyi iş çıkardıkları için iyi bakmanız yetmez. Bu kişilere diğerlerine davrandığınız gibi insanca davranın. Onları insan yerine koyun. Onların ne düşündüklerini ne hissettiklerini sorun. Onların hayatının daha anlamlı olması için, sizin neler yapabileceğinizi düşünün. İşte o zaman iyi bir yönetici olma yolunda önemli bir adım atmışsınız demektir.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3582014319381139293-8992084168566480976?l=fyalcin.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://fyalcin.blogspot.com/feeds/8992084168566480976/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3582014319381139293&amp;postID=8992084168566480976' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3582014319381139293/posts/default/8992084168566480976'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3582014319381139293/posts/default/8992084168566480976'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://fyalcin.blogspot.com/2008/06/sessiz-kahramanlar.html' title='SESSİZ KAHRAMANLAR'/><author><name>FUAT</name><uri>http://www.blogger.com/profile/16951063919951167137</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_DcLSyaOkcUk/SoWVdRLH6HI/AAAAAAAAADs/qKT0kYirqlk/S220/fuat7.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3582014319381139293.post-8003494036598851486</id><published>2008-06-15T20:20:00.000-07:00</published><updated>2008-06-15T20:21:10.391-07:00</updated><title type='text'>KARİYERİMİZ VE YAŞIMIZ</title><content type='html'>İş yaşamım boyunca iş görüşmesi yapmak için bir çok kişi bana geldi. Öte yandan fikir danışmak için de gelen bir çok genç ile görüşme yaptım. Gelenlerin bir çoğu özgeçmişlerini güzel olarak yazmışlardı. Ben de özgeçmişlerini incelerken bir çok noktayı inceler onlara soru sormak üzere hazırlanırdım. Bir iş görüşmesinde sorulması artık geleneksel hale gelmiş soruları sırayla geçip, kişinin aranan mevkiin özelliklerine uyup uymadığını irdeledikten sonra asıl merak ettiğim konulara gelirdim. İş görüşmesine gelenlerin anlatacakları iki konu özellikle dikkatimi verdiğim konular olurdu. Bunlardan birincisi kişilerin iş yaşamları dışında nelerle ilgilendikleriydi. Bir insanın çalışkanlığı, iyi iş alışkanlıkları olması, yetkinliği önemlidir, mutlaka göz önüne alınmalıdır. Aynı kişinin özel yaşamında nelere ilgi gösterdiği ise onun alışkanlıklarının diğer yüzünü göstermesi ve zamanlarını nasıl değerlendirdiklerini ortaya koyması açısından çok önemlidir. İkinci önem verdiğim özel konu olarak onların daha önce neler yaptıklarına ve hangi iş yerlerinde çalıştıklarına bakardım. Şimdilerde de gözlediğim üzere çok sabırsız olan gençler bir iş yerinde çok uzun durmaz ve özgeçmişlerinde kısa çalışma süreli bir çok iş yerini yazmış olurlardı. Ben de fazla iş değiştirmenin çok iyi olmadığını içimden geçirir ama iş yaşamının ilk çeyreğinde böyle davranmanın doğru olduğunu düşünürdüm. Öyle ya insan iş yaşamının başında birkaç iş yeri değiştirir ve son olarak uzun yıllar çalışacağı belki de emekli olacağı şirketi bulur ve uzun yıllar bu şirkette çalışırdı. Ben ise üniversiteyi bitirmenin ardından girmiş olduğum iş yerinde uzun yıllar çalışma fırsatı bulmaktan mutluluk duyar ve o ilk yerinden emekli olacağımı düşünürdüm. Tabii o zamanlar beni saran paradigmalarımın farkında değildim. Sanki benim içsel sesimi duyan ve bana sürpriz hazırlamaya can atan iş hayatı, acımasız öğretmen hayat ile işbirliği yapmaya söz vermişler ki, sınavlarını hemen önüme koydular. Kendi isteğimle 40+ ( tam olarak 43) yaşımda kendime yeni bir kariyer yolu aramaya koyuldum. İş görüşmelerinde çok iş değiştiren gençleri içten içten eleştirmem dönmüş dolaşmış bir başka şekliyle beni bulmuş olmalı ki yine 40+ da ikinci kez kariyer yollarının Arnavut kaldırımlarında dizlerimi çürüttüm. Gençlerin bir çoğu bu atlama veya arayışları kariyer emekleme döneminde yaparken ben yaşamın cilvesiyle ( zaten ne cilvelidir bu hayat değil mi? ) dizlerin romatizmaya davet çıkarmaya, doktorlara daha sık görünmeye başlanan yıllarda kariyer geliştirme aşamasını yaşamaya başladım.Eh tabi şimdi sizlere, dördüncü çeyrekte yol aldığım şu günlerde, iş yaşamının üçüncü çeyreğinde iş değiştirmenin ve kariyer yolları aramanın faziletlerini şimdiki deneyimlere dayanarak ve yeni paradigmalarımla anlatırım.Deneyimin alışagelmiş tarifini bir tarafa koyarak Aldoux Huxley’in anlatımıyla deneyimi inceleyecek olursak, o, başımıza gelenler veya yaşadıklarımızın toplamı değil, başımıza gelenler sonrası ne yaptıklarımızdır. Bunları bilince yani yaşadıklarımızdan ders çıkartınca bir yaşam ustası olmak yolunda önemli adımlar atmış oluruz.Evet yaşam ustası olmak istiyorsak kendimize bazı sorular sormamız gerekiyor.Kendime nasıl hizmet edebilirim?Başkalarına nasıl hizmet edebilirim?Bir yaşam ustası kendine nasıl hizmet edebilir?Bir yaşam ustası birlikte yaşadığı toplumun her üyesine nasıl hizmet edebilir?Bu soruları ve yanıtlarını derin düşünceye dalarak irdelediğimiz zaman bir yaşam ustası olmanın yanı sıra, hayatımızın sürekli değişen anlarında bir dönüşüm ve değişim ustası olmamız mümkün olacaktır. Bilindiği gibi zekanın bir tanımı da insanın bulunduğu yeni çevreye ve koşullara uyum gösterme yeteneğidir. Kırkından sonra iş değiştirmek ve kariyer yolları aramak ta yeni bir durumdur ve bunun üstesinden ancak kendini ve çevresini aydınlatan sönmeyen yıldızlar, yaşam ustaları gelebilir&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3582014319381139293-8003494036598851486?l=fyalcin.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://fyalcin.blogspot.com/feeds/8003494036598851486/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3582014319381139293&amp;postID=8003494036598851486' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3582014319381139293/posts/default/8003494036598851486'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3582014319381139293/posts/default/8003494036598851486'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://fyalcin.blogspot.com/2008/06/kariyerimiz-ve-yaimiz.html' title='KARİYERİMİZ VE YAŞIMIZ'/><author><name>FUAT</name><uri>http://www.blogger.com/profile/16951063919951167137</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_DcLSyaOkcUk/SoWVdRLH6HI/AAAAAAAAADs/qKT0kYirqlk/S220/fuat7.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry></feed>
